Erzincan’da bilim insanlarının katılımıyla Altıntepe’nin geçmişten günümüze uzanan tarihi sürecinin ele alındığı bir panel düzenlendi. Panelde Eski Çağın Stratejik Hammaddesi Konuşuldu.

Prof. Dr. Mehmet Işık,”Doğu Anadolu Bölgesi, tarihi boyunca önemli medeniyetlere ev sahipliği yapmış ve stratejik konumu nedeniyle birçok kültürün geçiş noktası olmuştur.

Bölgenin doğal yapısı, yüksek dağları, verimli vadileri ve zengin su kaynakları sayesinde tarih öncesinden itibaren yerleşimler için elverişli bir alan olmuştur. Ancak, bu bölgenin en dikkat çeken yönlerinden biri, sahip olduğu değerli doğal kaynaklar arasında yer alan obsidyendir.”dedi.

Obsidyen: Eski Çağın Stratejik Hammaddesi

Prof. Dr. Mehmet Işık’ın arkeolojik kazılar ve Doğu Anadolu’nun tarihi üzerine yaptığı değerlendirmelerde de belirttiği gibi, obsidyen, tarih boyunca önemli bir ticaret malzemesi olmuştur.

Bugün petrolün stratejik bir öneme sahip olduğu gibi, obsidyen de tarih öncesi ve antik çağlarda aynı derecede kıymetli bir hammaddedir.

Obsidyen, doğada volkanik aktiviteler sonucunda oluşan cam benzeri bir kayaçtır. Yüksek sıcaklıkta erimiş lavın hızla soğuması sonucu kristalleşmeden katılaşan bu taş, keskin kenarlara sahip olması nedeniyle ilk çağlardan itibaren alet yapımında kullanılmıştır. Özellikle Neolitik Çağ’dan itibaren avcılık, tarım ve savaş aletlerinde obsidyenin yaygın olarak kullanıldığı bilinmektedir.

Doğu Anadolu: Obsidyenin Merkezi

Doğu Anadolu Bölgesi, volkanik yapısı nedeniyle dünyanın en zengin obsidyen yataklarından birine sahiptir. Erzincan, Erzurum, Van ve Ağrı çevresinde yapılan kazılar, bu bölgelerin tarih boyunca obsidyen ticaretinde önemli bir yere sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Bölgede özellikle Urartu Krallığı döneminde obsidyen işçiliğinin geliştiği ve bu hammaddenin geniş bir ticaret ağıyla taşındığı bilinmektedir.

Prof. Dr. Mehmet Işık, Van’da yapılan arkeolojik kazılar sonucunda obsidyen işleme atölyelerinin keşfedildiğini belirtmektedir. Ancak, bugüne kadar yapılan yüzey araştırmaları ve kazılar yeterli düzeyde olmadığı için obsidyen ticaretinin tam kapsamı hâlâ tam anlamıyla ortaya konulamamıştır. Arkeologlar, Doğu Anadolu’daki obsidyen yataklarının, Mezopotamya, Kafkaslar ve Anadolu’nun diğer bölgeleriyle bağlantılı bir ticaret ağı oluşturduğunu düşünmektedirler.

Arkeolojik Kazılarda Obsidyenin İzleri

Erzincan’da Bugün Aramızdan Ayrılanlar (28 Şubat 2025) Erzincan’da Bugün Aramızdan Ayrılanlar (28 Şubat 2025)

Altıntepe başta olmak üzere Erzincan ve çevresindeki kazı alanlarında obsidyen buluntularına rastlanmıştır. Altıntepe, Urartu Krallığı döneminde önemli bir yerleşim merkezi olup, kalıntılar arasında obsidyen bıçaklar ve ok uçları gibi aletler bulunmaktadır.

Bu buluntular, Urartuların obsidyeni nasıl işleyip kullandıklarına dair önemli ipuçları sunmaktadır.

Obsidyenin ticaretine dair en büyük kanıtlardan biri ise Mezopotamya ve Anadolu’daki farklı kültürel merkezlerde bulunan obsidyen nesnelerdir.

Bu taşların analizleri sonucunda, bazı obsidyen örneklerinin Doğu Anadolu’daki yataklardan çıkarıldığı tespit edilmiştir. Bu da bölgenin, tarih boyunca geniş çaplı bir ticaret ağına sahip olduğunu göstermektedir.

Obsidyenin Kültürel ve Ekonomik Önemi

Tarih boyunca obsidyen sadece silah yapımında değil, aynı zamanda süs eşyaları ve dini ritüellerde de kullanılmıştır. Urartu Krallığı’nın yanı sıra Hititler, Asurlar ve diğer bölgesel güçler de obsidyeni işlemiş ve çeşitli amaçlarla kullanmıştır. Bu değerli taş, parlak siyah rengi ve pürüzsüz yüzeyi sayesinde özellikle mücevher yapımında da tercih edilmiştir.

Obsidyenin tarih öncesi toplumlar için bir statü sembolü olduğu da düşünülmektedir. Nadir bulunan kaliteli obsidyen örnekleri, daha zengin ve elit kesim tarafından kullanılmış, ticarette önemli bir değer kazanmıştır. Özellikle Urartuların bu ticarette önemli bir rol oynadığı ve obsidyen sayesinde bölgesel gücünü pekiştirdiği düşünülmektedir.

Prof. Dr. Mehmet Işık, arkeolojik kazıların yeterince derinlemesine yapılmadığını ve daha kapsamlı çalışmaların gerekliliğini vurgulamaktadır. Kazılar genellikle yüzey araştırmaları ile sınırlı kalmakta ve uzun vadeli kazı projelerine yeterli destek verilmemektedir. Arkeologlar, bir bölgenin tam anlamıyla analiz edilebilmesi için en az 10 yıllık kazı sürecine ihtiyaç duyulduğunu belirtmektedirler.

Bu bağlamda, Doğu Anadolu’daki obsidyen yataklarının ve işleme alanlarının daha kapsamlı araştırmalara tabi tutulması, bölgenin tarihine ve ticaret yollarına dair önemli bilgiler sağlayacaktır.

Urartu, Hitit, Asur ve diğer medeniyetlerin bu taş ile nasıl etkileşimde bulunduğunu anlamak, Anadolu’nun tarihine dair büyük bir boşluğu dolduracaktır.

Muhabir: Adem Toprakoğlu